Posof Öğretmenevi Rss

Bir Bergman oyuncusu

0

Posted by Admin | Posted in Güncel | Posted on 30-01-2009

Son filmini çevireli 15 yıl olmuş. Bir Marco Ferreri filmi, ‘La Casa del sorriso/House of Smile’. Ingrid Thulin, despot bir yönetimin yaşlılara kan kusturduğu bir huzur evinde kalan Andelina’yı oynuyor. Andelina, aynı mekânın sakinlerinden Andrea ile kaçamak bir aşk yaşamakta. Sonunda yakalanıyorlar ama Andelina ilişkisine sahip çıkamasa da özgürlüğüne kavuşuyor. Yanlış hatırlamıyorsam, bir de hain hemşirelerin çaldığı takma diş meselesi söz konusuydu.

Bizim gönlümüze yer etmiş, hafızamıza nakşolmuş Ingrid Thulin suretinden ne kadar farklı bir karakter. Ama aktris, her şeyden önce bir Ingmar Bergman oyuncusu olarak tanınsa bile başka yönetmenlerle de çalışmış, başka filmlerde de oynamıştı. Hatta bir Tinto Brass filminde bile. İtalyan yönetmen, Üçüncü Reich eleştirisi kisvesi altında kendine özgü ‘X’lik tablolarını sergilerken, Ingrid Thulin’i genelev sahibesi Madam Kitty olarak görmek ilginç bir tecrübeydi.

Bergman filmleri dışında başka büyük ustalarla da çalıştı. Örneğin, Alain Resnais’nin ender ‘lineer’ filmlerinden ‘La Guerre est finie’da (Savaş Bitti) yaşlı devrimci Yves Montand’ın dava arkadaşı Marianne’i oynadı. Luchino Visconti’nin ‘The Damned’inde (Lanetliler) ise hatırlı Essenbeck ailesinin kızı Sophie’ydi. ‘Salon Kitty’de olduğu gibi, gene Nazi bir sevgilisi vardı. Hollywood macerası ise pek parlak değildir. İlk kez, Robert Mitchum’ın sevgilisi olarak ‘Foreign Intrigue’de (1956) oynamıştı. Sonra ‘The Four Horsemen of the Apocalypse’de (Mahşerin Dört Atlısı), Nazilere karşı mücadele eden Glenn Ford’la başrolü paylaştı. Film gişede çöktü, olumsuz eleştiriler aldı, üstelik diyaloglarını Angela Lansbury seslendirdi, yani düpedüz dublaj yaptı.

Balıkçı kızı, balerin Ingrid, esas yönetmeni Bergman’la tiyatroda tanıştı. Sinemada onunla birlikte ilk kez ‘Yaban Çilekleri’nde (Wild Strawberries) çalıştı. Bir başka saygın İsveçli yönetmenin, Victor Sjöström’ün başrolünde oynadığı, bu ihtiyarlıkta hayat muhasebesi filmi, dikkati ilk kez Thulin üzerine çekti. Rolü başrol değildi ama yönetmenine çok uygun bir oyuncu olduğunu hemen belli etmişti. Ingrid Thulin, diğer iki İsveçli aktrisin, Greta Garbo ile Ingrid Bergman’ın kumaşından bir star değil (kaldı ki, ikisinden katbekat iyi oyuncudur). Elbette bir star ama sinema endüstrisi ona Garbo’ya yaklaştığı kadar bile yaklaşamadı. Thulin, güzelliği ile seksiliğini inkâr etmesek de, sonuçta aklıyla oynayan, duygularını karaktere göre şekillendiren bir oyuncuydu. Bergman’ın karmaşık, acı çeken, kadınlarına herkesten daha büyük başarıyla (Liv Ullmann dahil) can katıyordu. ‘Winter Light’ın (Kış Işığı) Marta’sı,

‘Cries and Whispers’ın (Çığlıklar ve Fısıltılar) Karin’i, özellikle de ‘Sessizlik’in (Silence) Ester’i olarak, bir Buzlar Prensesi sükûneti, bir İskandinav melankolisiyle ruhumuzda yer etti. Sinematek dönemimizin yıldızlarından biri oldu. 7 Ocak’ta, son yıllarını geçirdiği Roma’dan alelacele gelip hastaneye yattığı Stokholm’de kanserden ölmüş olması da bu durumu değiştirmez.

Onu hep hayranlıkla yâd edeceğiz.

Comments are closed.