Dayanamadım: Hemen cumartesi akşamüstü bu evin dijikutu zımbırtısını yeniledim. Zira, biliyorsunuz, geçen çarşamba Avrupa Yakası’nı kaçırmış idik.
Böylece Popstar’da, pardon Türkstar’da; memleketin, yeni ‘pop idol’ olarak (öyle bir iddialamaları var) Emrah Keskin’i ’seçmesine’ şahit olabildik.
Emrah Keskin hiçbir özelliği, pardon çarpık gülümseyişi ve araba farları üstüne tutulmuş tavşan müteredditliği dışında, hiçbir özelliği olmayan bir genç!
Final gecesi seyircilerden birinin elindeki kartonda yazdığı üzre bir ‘AĞIR AĞBİ’, daha ziyade, 19 yaşında olduğunu filan göz önüne alırsak, bir ağır tavşan kardeş.
Lafı, Türk halklarının teşhisleme yeteneğine fiyonklayacaktım ki, hayır! Armağan Çağlayan’ın buluşuymuş bu tasvir. Kendisini buradan kutluyoruz TDK olarak. (Açılımını Hıncal Uluç’a sorabilir.)
Ve fakat anlamış bulunuyorum ki, Türk halkı ağır ağbilere doymuyor, doymuyor -eş eşini bulmuyor!
Aslında gırtlağına kadar postmodernitenin bulanık sularına batmış bu toplumun, ne aradığının, neyin peşinde çırpındığının farkındayım: 1 nebze
olsun samimiyet. Bir tutam olsun vakurluk.
Bir avuç olsun mazbutluk. Neysen o olma halleri.
Ve o hallerin basit, yalın, gıllıgışsız, fırfırsız, direktoman (ağbice mağbice) ifadesi: Hiç ifade edilmeden (dillendirilmeden Emrah Keskin’in yaptığı gibi) langadanak ortaya serilmesi. Serilmesi değil de, gösterilmesi. Teşhir edilmesi değil de, en kendini ortaya çıkarmaktan çekinilen haliyle ifadesi.
İşte bu sahicilik simülasyonudur Emrah Keskin’in birinciliğinin nedeni.
Yoksa çocukta Allah için, ses yok, fizik yok.
Bir ‘pop idol’ birincisi düşünün ki; kazanmış yarışmayı, final şarkısını söyleyecek. Tarkan’dan ‘Seninle son gecemiz bu’. Sözleri unutuyor, söyleyemiyor ve can havliyle içeri bağırıyor: ‘Emreeee!’
Emre de Türk Justin Timberlake’i olarak acayip haksızca elenen çocuk: Faruk Emre. Derhal koşuyor sahneye, Emrah Keskin’in bıraktığı yerden parçayı kaldırıyor, Trabzonlu Delikanlı biraz olsun rahatlıyor, ikisi birlikte söylüyorlar en nihayet.
Yani esrarengiz nedenlemelerle birinci olmuş Ağır Çocuk, birincilik parçasını, imkânı yok, tek başına seslendiremiyor.
Esrarengiz nedenlemelerden biri ağır ağbi aday adaylığıysa, ikincisi de Simge’yle onun şahsında Kürt oylarıyla Karadeniz oylarının mana yoksunu yarışı.
Kürt oyları, Ahmet Kaya’nın anısına filan da binaen yüklendikçe, Simge’yi (ki gerçek bir Cazibesizlik Merkezi’ydi, o koyun bakışlarının filan uzak yakın Ahmet Kaya’yla alakası yoktu) birinci yaptıkça, Karadenizlilerin yanı sıra başkalarının da birleşip Emrah Keskin’e oy yağdırması: Hepten manasız bir bloklaşma ve iki son derece albenisiz, cazibesiz, üslupsuz insanın tuhaf mücadelesi!
Ağbi açlığına dönersek giderilemeyen: Bayhan’ın tüm oyları da buna tekabül etmekteydi. Ama zaman geçtikçe Bayhan’ın yeni bir Müslüm Gürses/Yılmaz Güney kırmasından ziyade; Almanya’daki yetimhanelerde, Türkiye’deki hapishanelerde, Kuzey Irak’taki vatan bekçiliğinde iyiden iyiye sakatlanmış bir Türk şizosu olduğu ortaya çıktı.
Final gecesi, başkalarından farklı ve ÜSTÜN tek başına şarkısını söylemekteki belli olan ısrarı, sonra ‘Bu yarışmaların meçhule giden kızları kurtarıyor olmasının ehemmiyeti’ filan üstüne yaptığı konuşmalarla, Bayhan artık iyice kanıksadığımız ve bezdiğimiz üzre saçmaladı.
İlerki yıllarda katlanarak artan megolamanisi ve paronoyasıyla nasıl baş edebileceği mevzuuyla psikolog abla ve ağbilerini baş başa bıraktı!
Bayhan’ın balonunun iyice sönmesinin bir nedeni de öbür Popstar’ı nerdeyse tulumba birincilikle tamamlayan Selçuk’un, insanın içine karpuz tarlasında bir nisan yağmuru kadar iyi gelen sahiciliğidir.
Selçuk her ‘Allah razı olsun’ dediğinde bunu kastettiğini biliyoruz. Birinci olmanın umrunun köşesi olmadığını da. Hâlâ âşık olduğu karısını tedavi ettirebilmek için bu yollara düştüğünü de. Müslüm Gürses’in iyice popülere kaymasının yarattığı boşlukta, fazla ehli olmasına karşın, Selçuk’un bu bitmek bilmez ağır ağbi açlığını giderebilmek için
tek patlıcanlı kebap olduğunu düşünmekteyim.
Görüşlerinizi, fotoğrafımın altında yer alan e-posta adresime bildiri-verin.