Posof Öğretmenevi Rss

İkinci bir emre kadar hayat işkence!

0

Posted by Admin | Posted in Türkiye'den Haberler | Posted on 26-01-2009

Siz ne dersiniz bilmem ama bence toplumları, ‘iktidar sahiplerinin bireylere davranışları’na bakıp, kestirmeden ikiye ayırmak mümkün:

İnsanlardan ‘kuşku’ duyanlar ve insanlara ‘güven’ duyanlar. Ben ilk kategoriye giren bir ülkede doğup büyüdüm, sonra birkaç ülke değiştirdim, ikinci kategorideki memleketlerde kısa metrajlı hayatlar sürdüm, ama sonunda yine küme düştüm! Hâlâ bireylerle ilişkilerin ‘kuşku’ ve ‘güvensizlik’ üzerine kurulduğu, iktidarın yumruğuyla gölgelediği bir düzende çile çekiyorum.

Bu kadar ‘büyük’ lafı bana ettiren, hayatın içinden ‘küçük şeyler’. Bir konsere gittik. Moskova’nın en büyük konser salonlarından birinin bahçesine arabayı park ettik. Girişte güvenlikçiler hem park parasını peşin alıyor, hem de bagajda ‘bomba araması’ yapıyor. Onlarca araç, uzayıp giden bir kuyrukta homurdanıyor. Ama asıl şenlik konser çıkışı. Bu kez arabaları dışarı salıvermek için bilet kontrolü yapılıyor. Hem de girişte bir nevi ‘gümrük kontrolü’ yapılıp paralar peşin ödenmişken. Dağılan stadyum kalabalığının ortasında yüzlerce aracın halini varın düşünün. Biletlere tek tek bakılıyor, çıkış kapısı her seferinde açılıp kapanıyor ve insanlar sinir krizi geçirirken ‘iktidar sahibi’ görevliler, ‘Ne yapalım, emir böyle’ diyor. Herkese ‘potansiyel sahtekâr’ kuşkusuyla bakan bir düzenin çarkı dönüyor. Bu yüzden Moskova’yı ‘ikinci bir emre kadar hayatın işkence olduğu’ bir şehir sayıyorum.

70 yıllık sözde sosyalist sistem, bireyin burnunu sürtmekle ve iktidar karşısında bir ‘hiç olduğunu’ kafalara kazımakla uğraşmış. Bunun koca bir yalan olduğu düzenin çöküşüyle anlaşılmış, ama bozulan genetik şifrelerin normalleşmesi için birkaç nesil geçmesi şart. Biz geçiş sürecine denk geldiğimiz için çile dolduruyoruz.

Geçende mahallemizin bakkaldan hallice olan ‘marketi’nde sepet doldurmakla meşgulüm. Raflar arasında ilerliyorum. Ve yabancısı olmadığım bir hisle irkiliyorum. Takip ediliyorum. Marketin ‘bekçi Murtaza’ kılıklı güvenlikçisi peşimde. Hırsızı suçüstü yapmak için tetikte! O, yüzüne acar

KGB ajanı ifadesi yerleştirdiğini sanıyor ama aslında ebleh ebleh bakmakla

meşgul. Yaptığı alenen ‘taciz’.

Benzer bir olayla yıllar önce ilk kez karşılaştığımda hissettiğim derin öfkeyi hatırlayıp gülüyorum. Bunun ‘Moskova normalleri’nden olduğunu öğreneli çok zaman oldu. Marketten çıkarken iki elim de dolu, kapıyı açmakta zorlanıyorum, oracıkta beni kesen Muratazaoviç Efendi lütfedip kapıyı açmıyor. Çünkü ona sadece ‘Kuşkulu tipleri takip et, hırsızları yakala’ diye emir verilmiş. Kural olarak her müşterşiye karşı ‘kuşkulu’ davranması bekleniyor ondan. Kapıyı açmak, ‘İyi günler’ dilemek onun ‘iş tanımı’na girmiyor!

Bu ülkede, ister kapıcı olsun ister polis ya da memur, herkes kendince bir ‘iktidar’ sahibi olduğunu biliyor. İktidarın kaynağının millet değil, ‘yüce devlet’ olduğunu düşünüyor. Bunu ‘karşısındaki kuşkulu zümreyi ezmek için’ ya da ‘paraya tahvil etmek için’ kullanmakta üstün maharet sergiliyor.

Bir Rus arkadaşım akıl veriyordu: "Haklı olduğunu düşündüğün durumlarda

sesini yükselt, hatta bağır. Çünkü bizde insanlar genellikle kendisine bağırabilme cesaretini gösteren kişinin kendinden daha büyük iktidar sahibi olduğunu düşünür, korkar ve geri adım atar."

Moskova’daki bir Türk bankasının yöneticisi arkadaşım anlatıyordu. Müşteriye kaba davranan, ‘iktidarını’ dayatan veznedar hanımı uyarmış. "Şunu kafana iyice sok" demiş, "senin maaşını ben değil o müşteri ödüyor." Bu basit uyarıya bile önce ‘Nasıl yani?’ tepkisi gelmiş. "Müşteriler şikâyet ederse işini kaybedersin. Beni değil onları memnun et" demiş. O günden beri hiç şikâyet almamış. Çünkü veznedar,

‘küçük ve hastalıklı iktidarı’yla ‘işi’ arasında tercih yapmak zorunda olduğunu anlamış.

Gelişmişliğin ölçüsü birey-iktidar ilişkisinde mi yatıyor acep? Kimi ülkelerde her zaman vatandaşın beyanı ‘doğru’ kabul ediliyor ve ‘yalancılar’ istisna sayılıyor. Türkiye ve Rusya’nın da dahil olduğu kimi ülkelerde ise kural olarak ‘vatandaşın yalan beyanda bulunduğu’ farz ediliyor ve doğru söylediğinizi ispatlamak, belgelemek size düşüyor. Hayatın her alanında böyle. İktidar sahiplerine "Senin maaşını ben ödüyorum, bana böyle davranamazsın!" diye celallenenler de ‘fazla

Amerikan filmi seyretmekle’ suçlanıyor!

Acıbadem Sigorta hedefe kilitlendi

0

Posted by Admin | Posted in Türkiye'den Haberler | Posted on 26-01-2009

Acıbadem Sağlık ve Hayat Sigorta’nın yeni sermaye oluşumu sonrası ilk büyük acenteler toplantısı, 20-23 Mayıs tarihleri arasında Side Silence Beach Hotel’de gerçekleştirildi. Toplantıya, başarılı acenteler, müşteri temsilcileri, çalışanlar katıldı. Açılış konuşmasını yapan Genel Müdür Ahmet Naim Oktay, 2004 yılının çok yoğun geçeceğini belirterek, "Yıllardır beklediğimiz en büyük atılımları gerçekleştirmeye başladık. Sağlık ve hayat sigortacılığı konusunda uzman olduğumuzu 2004 yılının sonuna doğru göreceksiniz. Biz Acıbadem olarak bu konuda iddialıyız ve başarıya en kısa zamanda ulaşacağız" dedi. Acıbadem Sigorta Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Ali Aydınlar da "Acıbadem Sigorta’nın sağlık sigorta pazarında pastayı büyüteceğine inanıyorum" dedi.

AB’nin talepleri şaşırtıyor

0

Posted by Admin | Posted in Türkiye'den Haberler | Posted on 26-01-2009

Kopenhag Kriterleri’nin başında ‘demokrasi’ yer alır. KOB’da Türkiye’nin yapacağı işler tek tek sayılıyor, ama demokrasinin temeli olan siyasi partilerdeki ‘liderler demokrasisi’ sorun sayılmıyor

Yıllardır içerdeyim…

0

Posted by Admin | Posted in Türkiye'den Haberler | Posted on 26-01-2009

Bugün size bana hapishanelerden gelen mektuplardan birini aktaracağım. Mektubun yazarı, doğal olarak taraf. Sansüre uğramaması için görüşte kardeşine vererek postalattığı mektupta anlattıklarının gerçekleri ne kadar yansıttığını bilemem. Yalnız, onun sözünün de bize kadar ulaşabilmesinin önemine inanıyorum. Kendi isteğine dayanarak adını saklı tutuyorum. Mektubu birlikte okuyalım.

“Bir süre önce Radikal İki’de yayınlanan ‘Dünyaya İnat, Kürtlere Dayak’ başlıklı yazınızı okuduktan sonra size yazmaya karar verdim. Mümkün olduğunca gazeteyi takip eder, yazılarını beğeniyle okurum. Daha sık yazmanızı dileyerek asıl konuya geçeyim.

Söz konusu yazınızda devletin DEP’li milletvekillerine, Kürt sorununu siyasallaştırdıkları için büyük bir kinle yöneldiğini belirtmişsiniz. Elbette ki bu tespitinizde son derece haklısınız. Ancak yazının devamında şöyle bir soruyu da eklemenizi beklerdim: Yıllardır dünyanın gözü önünde yaşanan ve bunca ilgi gösterilen bir mahkeme sürecinde bile adil yargılanma hakkı bu kadar ihlal edilebiliyorsa, gözlerden uzak DGM salonlarında -özellikle 90′ların ilk yarısında, Güneydoğu’da- hukuk ve insan hakları ihlalleri kim bilir ne düzeyde yaşanmıştır?

DEP davası ve Anayasa değişikliğiyle birlikte gündeme gelen DGM’ler hakkında çok sınırlı da olsa bir şeyler yazıldı ama ne yazık ki bu mahkemelerin geçmişini sorgulamaktan kaçınılıyor veya çok sınırlı kalınıyor. Genel ifadelerle yapılan eleştirileri pek tatmin edici bulmasam da önemsiyorum. Ancak adil yargılama ilkelerine ters düşmekle eleştirilen DGM’ler, konu ‘eyleme katılma iddiasıyla yargılanıp ceza alanlar’ olunca her nedense adil mahkemelere dönüşüyorlar hemen. Eyleme katılma iddiasıyla verilen idam-müebbet cezalarının adilliği nasıl tespit ediliyor acaba? (Belki de infaz etmeyip mahkemeye çıkarma bile büyük bir lütuf olarak görülüyordur.)

DGM’ler hukuk ilkelerini ihlal eden mahkemeler ise bu mahkemelerde yargılananların tümü bir şekilde bu ihlallerden paylarını almamışlar mıdır? ‘Fikir suçlarından yargılananlara adil davranılmamış, örgüt

üyeliğinden, eyleme katılmaktan yargılananlara adil davranılmış’ denilebilir mi? Bu mahkemelerce mağdur duruma düşürülmüş insanları herhangi bir ayrıma tabi tutmadan mağduriyetlerinin giderilmesi gerektiğini savunmak çok mu riskli? Hukuk-vicdan bu basit, açık gerçeği dile getirmeyi gerektirmez mi?

……. Amacım sadece DGM’lerle bağlantılı olarak, doğrusu pek de

umutlu olmadığım olumlu bir değişikliğin hukukta eşitlik ilkesi gereği herkese yansıması gerektiğine dikkat çekilmesini istemektir. Kaldı ki bu

ileri bir adım bile değildir. Örneğin bir infaz eşitliği sağlandığı takdirde bile zaten cezayı çekmiş olanlar ve fazladan yatanlar yararlanabilecektir. Bilindiği gibi buna bile tahammül edilmiyor. Dahası 12 Eylül döneminin ceza infaz yasaları yeniden yürürlüğe konulmak üzeredir.

Sizden beklediğimi belirttiğim soruyu kendim cevaplayıp, bir dönemin karanlığında DGM’lerin hukuk dışı yöntemleri nasıl mubah gördüğünü çok kısaca yazayım. Şunu da belirteyim ki baştan sona gayrimeşru bir yargı süreci söz konusu olduğundan, ihlal edilen maddeleri saymak çok anlamsız kalacaktır.

6-7 hafta süren ve işkencenin her türlüsünün denendiği sorgulama sonunda, zorla imzalattırılan ifadelerle savcılık önüne sürüklenmek, artık herkesin bildiği ‘normal’ uygulamalardır. Savcı ve yargıçların anayasal bir düzenleme olan DGM’lerin mevzuatına ‘mecburen’ uydukları yönlü bir değerlendirme de yapılmaktadır. ….. İşkence ile alınan ifadeleri savcılıkta kabul etmeyeni ‘ikna edilmesi için’ yeniden sorguya gönderen savcıların, kendisine ‘komutanım’ diye hitap ettiren ’sivil’ yargıcın, söz hakkı vermeyen (tutanağa geçirmek için söz hakkı verildiği söylenir ancak daha ilk kelimede propaganda yapıldığı ileri sürülerek söz hakkı geri alınır) heyetin mevcut mevzuata bile uymadığından şüphe edilebilir mi? Bir de bu mahkemelerin kapsamındaki suçlara yüzde 50 oranında fazladan ceza öngören bir madde var. Doğrusu bununla sınırlı kalınsa şükredeceğiz, çünkü uygulamada bu ceza artış oranı yüzde 150′yi bulabiliyor. Zaten çoğunlukla üst sınırdan verilen cezalar 1/4 oranındaki infaz indiriminin (bu oran müebbetler için 1/6′ dır) yaratacağı ‘açığı’ kapatma amacıyla çeşitli gerekçelerle daha da yukarılara çekilir. Bununla da yetinilmez. Yargıçlara tanınan özel bir yetkiyi kullanan heyet, herhangi bir gerekçeyle, verilen nihai cezayı yüzde 50 oranında artırmakta tamamıyla serbesttir. Yıllardır içerdeyim ve Yargıtay’ın lehte bozduğu bir davaya rastlamadım desem hiç abartı olmaz. Yine de tüm bu yazdıklarımı ‘ne de olsa DGM’lerdir’ deyip normal görmek mümkün ama yapılanlar bununla sınırlı değil.

Emniyet’in ve Jandarma’nın sorgu ekiplerinin ve ikisinin de işbirliği içinde olduğu Jitem’in (Ayrıntılarla zamanınızı almak istemiyorum. Kısaca; ……’in bilgisi dahilinde, Yeşil ve ekibinin öncülüğünde, bazen emniyetin, bazen jandarmanın işkencecilerinin katıldığı 5 haftayı aşan sorgu sürecinde yoğun işkence gördüğümden ve kendilerini gizleme gereği duymadıklarından biliyorum. Bir istisna da değilim) görevi, gözaltındakilerin savcılığa çıkmasıyla bitmez. Her davayı yakından takip eder, ceza almama veya az ceza alma ihtimali belirdiğinde davaya girebilir, sorguda kurgulanan dosyaların, mümkün olduğu kadar çok mahkûmiyetle kapanmasını sağlayabilirler. Bunu sağlamak için her yol mubah görülür. Bu müdahaleler savcı ve yargıçların bilgisi dahilindedir, diyerek bir komplo teorisi ortaya koymak istemiyorum ama savcı ve yargıçların (Diyarbakır DGM’sinin) Jitem elemanları, özellikle Yeşil’le samimiyetlerine

ve onun ‘tavsiyelerine’ uymalarına tanık olmam nedeniyle,bir şekilde haberdar olduklarını düşünmeden edemiyorum. Bu müdahalelere örnek olması açısından kısaca kendi yargı sürecime değinmek istiyorum.

Yeşil’in yoğun tehditleri altında (ailemi ortadan kaldırabileceğini söylüyordu) çıkarıldığım savcılıkta ve hâkimlikte, tutanakta ne yazılmış olursa olsun kabul ettiğimi belirttim. İki ay sonra yapılan ilk duruşmada, işkencenin şokunu biraz atlattığımdan, yapılan tehditleri hafifsedim ve iddiaları kısmen reddetmeye başladım. Birkaç gün sonra ailemden bir kişinin öldürüldüğü, birinin de yaralandığı haberini aldım. Yeşil’den, bunun bir uyarı olduğuna dair mesaj aldığımı da belirteyim. Bunun üzerine tüm iddiaları kabul etmek zorunda kaldım. Avukatların da yapabilecekleri pek bir şey yoktu. Çoğunlukla sorgu tutanakları kabul ettirildikten sonra vekâletimizi alabilen avukatlar aynı şekilde gözaltına alınma veya faili meçhul saldırılara uğrama endişesiyle etkin bir savunma yapmak bir yana, ziyaretimize gelmiyor, duruşmalarda sessiz kalıyorlardı. 2 yıl süren yargı süreci boyunca ben avukatımla hiç görüşemedim.

İçerde 12 yılı tamamlamak üzereyim ve sorgu tutanaklarında neler yazılmış olduğunu hâlâ bilmiyorum. Belki merak edersiniz diye belirteyim. Hiç silah kullanmadığım gibi bir eyleme de katılmadım. Normalde 2-3 yıllık

bir cezanın bile fazla olacağı bir durumum söz konusuyken hazırlanan dosyanın kurgusu gereği 125′ten yargılanıp müebbet aldım. Mahkemenin tek dayanağı benim iddianameyi kabul etmemdi. Şunu da belirteyim ki eylemlerin gerçekte kimler tarafından yapıldığının hiçbir önemi yoktur. Önemli olan tek şey, mümkün olduğu kadar çok kişiye, mümkün olan en yüksek cezayı verdirecek bir kurgu oluşturmaktır. Çünkü ‘başarılı’ olarak kabul edilmenin ölçütü budur.

Bunları, şahsen ne kadar mağdur olduğumu ortaya koymak için yazmıyorum. Ne kadar yansıttığımı bilemiyorum, sadece yargılandığımız koşulların bir tasvirini yapmaya çalıştım. Kuşkusuz herkese aynı yöntem uygulandı demiyorum ama yargı sisteminin çerçevesi böyleyken benzer yöntemlerin çeşitli düzeylerde uygulandığını düşünmemek mümkün mü?..”

Sizlere iyi günler dileyerek, saygılarımı iletiyorum.

‘Tenis, futbol değildir’

0

Posted by Admin | Posted in Genel | Posted on 26-01-2009

LONDRA – Futbol maçlarını dev ekranda izlemek isteyen seyircilere Wimbledon Tenis Turnuvası organizatörlerinden tepki geldi. Sezonun 3. Grand Slam mücadelesi olan Wimbledon Londra’da sürerken, tenisseverlerden de ilginç bir istek geldi. Futbol maçlarını kortlara kurulacak dev ekranda izlemek isteyen taraftarlar, organizatörlerin boykotuyla karşılaştılar. Turnuvanın organizatörleri, ‘Tenis, futbol değildir’ diyerek taraftarların dev ekran isteğini reddetti. (Spor Servisi)

Putin: Yok edilmeliler

0

Posted by Admin | Posted in Genel | Posted on 26-01-2009

MOSKOVA – Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, İnguş Cumhuriyeti’nde düzenlenen saldırıların sorumlularının bulunup, yok edilmeleri gerektiğini söyledi. Putin, saldırıların ardından dün üst düzey güvenlik yetkilileriyle

görüşmesinde, "Saldırganlar bulunmalı ve yok edilmeli. Canlı yakalanması mümkün olanlar da mahkemeye çıkarılmalı" diye konuştu. Çeçenya’daki Rusya güdümlü yönetimin içişleri bakanı Ali Alhanov, saldırıdan namlı Çeçen komutan Şamil Basayev’i sorumlu tuttu. Moskova’nın ağustosta düzenlemeyi planladığı Çeçen devlet başkanlığı seçimindeki adayı olan Alhanov,

"Saldırıyı, Basayev’in planladığı ve adamlarının düzenlediği yönünde istihbaratımız var. Onları bozguna uğratmak için her türlü önlemi alacağız" dedi. Kremlin’in seçtirdiği Çeçen devlet başkanı Ahmed Kadirov, geçen ay bombalı bir suikastta öldürülmüştü. (Dış Haberler)

Kısmen güzel bir hikâye

0

Posted by Admin | Posted in Genel | Posted on 26-01-2009

Teoman’ın ‘En Güzel Hikâyem’ adlı yeni albümü ‘Papatya’lı yıllara dönüş manevrası. Kısmen başarılı olan bu manevra, pop dünyasına göz kırptığı yerlerde etkisini yitiriyor

Saidou Galatasaray’da

0

Posted by Admin | Posted in Türkiye'den Haberler | Posted on 26-01-2009

Galatasaray, daha önce sözleşme imzaladığı İstanbulsporlu Saidou ve Adanasporlu İbrahim’i, düzenlediği törenle medyaya tanıttı. Futbol Şube Sorumlusu Ergün Gürsoy, Mecidiyeköy’deki Galatasaray Sportif A.Ş. binasında gerçekleştirilen törende yaptığı konuşmada, transfer ettikleri ve görüştükleri bazı futbolcuların tatilde olduklarını, bazılarının da turnuvalara katıldığını belirterek, “Ancak, kadromuza kattığımız iki oyuncu şu anda İstanbul’da. İbrahim ümit milli takım oyuncusu, hocamızın beğendiği bir futbolcu, Saidou’yu tarif etmeye gerek yok. Beş yıldan bu yana Türkiye’de oynamadığı maç yok. Bunlar hep takiple alınmış oyuncular” dedi.

Kapasite kullanımı yüzde 84.3 ile tavanda

0

Posted by Admin | Posted in Türkiye'den Haberler | Posted on 26-01-2009

İmalat sanayisi kapasite kullanım oranı, otomotiv ve makine teçhizat sektörlerinin başı çekmesiyle mayısta geçen yıla göre 7.8 puan yükselerek yüzde 84.3′e çıktı
RADİKAL – ANKARA/İSTANBUL – İmalat sanayisi sektörü mayısta yüzde 84.3 ile son yılların en yüksek aylık kapasite kullanım oranına ulaştı. Devlet İstatistik Enstitüsü tarafından (DİE) açıklanan kapasite kullanım oranı geçen yılın aynı ayına göre 5.6 puan, bu yılın nisan ayına göre ise 7.8 puan artış kaydetti. Tam kapasite ile çalışamama nedenleri arasında iç pazardaki talep yetersizliğinin etkisindeki azalma sürerken, dış pazarlardaki talep yetersizliğinin payındaki artış ise devam etti.

İmalat sanayisindeki üretimin temel göstergelerinden kapasite kullanım oranının mayıs ayında geçen yılın aynı ayına göre 5.6 puan artışla yüzde 84.3′e ulaşmasında bu oranın otomotivde yüzde 85.8′e, makine ve teçhizat imalatında ise yüzde 91.7′ye yükselmesi büyük pay sahibi oldu.

Arınç basına destek verdi

0

Posted by Admin | Posted in Güncel | Posted on 26-01-2009

AA – ANKARA – TBMM Başkanı Bülent Arınç, "Pek çok basın çalışanının bugün evine ekmek götüremez noktada olduğunu biliyorum" dedi. Arınç, 10 Ocak Basında Çalışanlar Günü dolayısıyla Türkiye Gazeteciler Sendikası (TGS) yöneticilerini kabulü sırasında, "Basın çalışanları daha güvenli bir ortamda çalışmalı. Birisinin iki dudağının arasından çıkan bir sözle insan ekmeğinden mahrum kalabiliyorsa veya önüne zorla imzalatılmak üzere getirilmiş bir ibraname veya sözleşmeyle bugüne kadarki bütün alınteri boşa çıkarılıyorsa buna hiçbir hukuk devletinde izin verilemez" diye konuştu. TGS Genel Başkanı Behzat Erkoç, gazetecilerle ilgili bir dosyayı Arınç’a sunarken Arınç ise Devlet Bakanı Beşir Atalay’ın Basın Kanunu’nda değişiklikle ilgili bir çalışması bulunduğunu belirtti.