‘Semt ile Vatan’ diye bir yazı yazmıştım, 10 yıl oldu, eski taşranın uzletiyle dolu. Vatan gibi sevdiğim bir semti anlatmıştım, 40 yıl önceki Eskişehir’in Kurtuluş mahallesini. Türkler, Tatarlar, yerliler (manavlar), Aleviler, Sünniler, Lazlar, Çingeneler, Abdallar, göçmenler ve Kürtler. İlk aşkım, ilkokul arkadaşım, göçmen kızı yeşil gözlü Emel’di. Ben o mahalleyi, semti, Emel’i vatanım belledim ve bir ‘çocukluk yurdu’ olarak derinden sevdim. Sonra zamanlar değişti, vatandan başka şehirlere düştüm. Ne Emel’i gördüm bir daha, ne de o semti. Bir zamandır, ‘Çizgili Defter’ adlı bir kitaba toplayacağım çocukluk şiirleri yazıyorum. Onlardan biri de aşağıdaki gibidir ve 647 Emel’e ithaf edilmiştir.
‘Komşu Adası’
Denizi özleyen çocuklar vardır evlerin arka
odalarında
büyüyünce deniz olmak isterler, rüya mavi ya
kimsenin birbirinden fazla açılmadığı bir taşra, mavi
sayılır mı
ister sayılsın ister sayılmasın, bana ne denizden
uslu bir çocuğu bile şair yapan Emel’in yeşil gözleri
varken!
Birbirine göz kırpan adalar gibidir çocukların gözleri
sanki biri uyurken biri uyanan iki sevgili deniz feneri.
Bizim adamız yok, ama komşumuz çoktu
ben annemi göçmen sanırdım onların arasında
denizimiz de yoktu çünkü kum gibiydi kardeşlik
bir Gül’ümüz vardı, yeni anne, eski küçük abla
an’nanem kızınca şaşırmıştık, kardeşim Kemal’le bana
‘abla olur mu hiç, o Gül sizin anneniz!’
gölgede bile kızarmıştık, baktık, Gül bizden mahcup,
‘abla’m, kardeşim ve ben, avlumuz olmasa
iyileşemezdik,
komşu adasından yeni gelmiştik avlunun gür
gölgesine
annemin yüzünde göçmen çiller, ‘huu komşu’
ikindilerinden kalma
bende, ilk aşkım Emel, adadan komşu hatıra,
şiir büyüyünce yazılırmış, unutulurmuş ilk aşk da,
şiir unutmak için yazılıyorsa, ben yokum, bu şiir de
yok,
annem yine ablam olsun, göçmen evleri de ada
ben de hiç büyümem, deniz de olmam, ilk aşkımı
unutacağıma
şiir de yazmam, komşu çocuk olurum, n’olur, yeter ki
içimde bir salıncak gibi gidip gelsin hâlâ o hatıra!
‘Semt ile Vatan’da şöyle yazmıştım: "Eski taşrada, o semti vatan gibi severdim. Şimdi vatanı, o eski semt gibi sevmek istiyorum. Yahya Kemal’in bir ‘daüssıla’ olarak andığı ve galiba en çok gurbetinde yandığı ‘vatan semti’nde eski komşularımla eskisi gibi oturmak istiyorum… / … / Komşuluk ve arkadaşlık: ‘Vatan Semti’ni bu iki duygudan daha iyi ne anlatabilir? Bir semt, komşuluğa gönül vermiş insanları bağrına bastığı, arkadaşlığın elinden tutmuş çocukları sokaklarında yürüttüğü için vatan kadar büyüktür. Vatan gibidir." Hâlâ ‘hayatımızın bir zenginliği olarak’, Tanpınar’ın deyimiyle, birlikte yaşayacağımız, birlikte oturacağımız o semtten söz ediyorum. Neden söz ettiğim belli: Barış istiyorum, barış içinde bir arada oturmak, birlikte yaşamak istiyorum, silahlar sussun, iki kardeş halk olan Türkler ve Kürtler daha fazla acı çekmesin istiyorum. Çok acılar çekildi, ocaklar söndü, herkesin yüreği yandı. Ne gencecik askerlerin ne de dağdaki gençlerin anaları ağlasın istiyorum. Akbabalara gün doğmasın yeniden. Kan ve ölüm haberleri gelmesin oralardan. Emel’i sevdiğim gibi sevmiştim o çocukluk semtini, kardeşlerimi sever gibi seviyorum çünkü vatanı da.
Bu arada, canımız zaten sıkkın, bir de şürekanla birlikte sen de gelme Bush efendi!