Cemil Çiçek, DEP’li milletvekillerine soruyor: Sen kimsin, neyin nesisin? (Radikal, 21 Haz.) Sayın Bakan önce kendine sormalıydı: ‘Ben kimim, ben neyin nesiyim?’ Eğer konuşmadan bunu sorsaydı, ‘Ben Adalet Bakanı’yım, hükümetin üyesiyim’ diye cevaplar, bir bakanın kimi muhatap alacağını fark ederdi!
‘DEP’li milletvekilleri’ diye anılan dört yurttaşımızın tahliyelerinden sonraki konuşmalarına cevap verme sırasını, evvelki gün de Adalet Bakanı almıştı. Cevap yetiştirme gayretiyle hükümet, Anayasa ve yasaların öngörmediği bir tutum içine girdi, bakalım yanlışlık ne kadar sürecek?
Gelişmeleri hatırlayalım; TRT’de ilk Kürtçe yayının yapıldığı 9 Haziran’da,
Yargıtay 9′uncu Ceza Dairesi, eski DEP milletvekillerinin tahliyesini kararlaştırdı.
Ertesi gün, Başbakan’a vekâlet eden Abdullah Gül kendilerini kabul ederek görüştü; ‘İyi niyet’ gördüğünü söyledi. Eski milletvekilleri bir günlük hazırlıktan sonra, parti başkanı Tuncer Bakırhan’ı da yanlarına alarak, Diyarbakır’da başlayan bir geziye çıktılar. Gezi geçen cumartesi Van’da noktalandı.
Gezi sırasında, DEP’lilerin PKK karşısında durumuna açıklık kazandırılmadı, hatta Bakırhan, hükümet ve terör örgütüne ‘eşit mesafede’ bulunduklarını söyledi. Toplantılarda öğretimin Kürtçe yapılması, terörle mücadelenin soruşturulması için komisyon kurulması, tarafı belirsiz
‘Diyalog zemini’, ‘tutsaklara’ genel af (…) istendi!
Başbakan Erdoğan, Başbakan Yardımcısı Şahin, Adalet Bakanı Çiçek, tahliye edilen milletvekillerinin söylediklerini, toplantıları izleyen günlerde cevapladılar. AKP’li 10 milletvekili, ‘Hiçbir hedefin ülke bütünlüğünden önemli olmadığını’ belirten bildiri yayımladı.
Bu anlattıklarımın bana göre anlamı şudur: Başbakan ve bakanlarımız, tutuksuz yargılanmak üzere tahliye edilenleri, siyasal bir grup olarak değerlendirmiş, konuşmalarını cevaplamışlardır.
Bu yaklaşım, temsil niteliği olmayan kişileri hükümetin muhatap alması bakımından olduğu kadar, insan haklarının etnik bir kesimle sınırlı görülmesine yol açması bakımından da sakıncalıdır.
Hükümet, temsil hakkı olduğunu da iddia etmeyen dört kişiyi, yetkileri kabul edilmiş bir taraf, hatta görüşlerine özel önem verilmesi gereken bir taraf durumuna getirdi. İnsan hakları konusu hepimizindir; bir grubun insan hakları üstüne söylediklerine cevap vermek, o grubu halkın temsilcisi gibi görmek demektir, işte son hafta içinde hükümetin yaptığı budur.
Halkımız ve siyaset adamlarımız, yıllardan beri insan haklarının gelişmesi çabası içindedir. Uluslararası anlaşmalarla belirlenmiş bu hakların, şöyle veya böyle uygulanmasını isteyen herkese başbakan mı cevap verecektir, kanunsuzlukları bakanlar mı izleyecek ve ortaya koyacaktır?
Ülkemizin, en küçük köyde ya da en büyük kentte, doğuda ya da batıda yaşayan; yeni doğmuş çocuktan, en yaşlı yurttaşımıza kadar hepimizin refah ve mutluluğunu belirleyen; ifade ve örgütlenme özgürlüğü, inanç özgürlüğü, yönetim sistemi, yargı, geri kalmışlık, temsil adaletsizliği (…) sorunları vardır; bunlar bir bölgeye, etnik bir gruba özgü değildir.
Özetle hükümet, nasıl seçilecekleri belli olan halkın temsilcileri dışında, taraf yaratmaktan kaçınmalıydı.