Posted by Admin | Posted in Türkiye'den Haberler | Posted on 16-01-2009
Bugün Meclis’te ‘Halkbank’tan verilen kredilerde yolsuzluk ve usulsüzlük yapıldığı’ iddiasıyla, DSP-MHP-ANAP hükümetinin bakanları Hüsamettin Özkan ve Recep Önal’ın Yüce Divan’da yargılanıp yargılanmayacaklarına ilişkin oylama yapılacak.
Özkan ve Önal’ın Yüce Divan’a sevkinin istendiği, Halkbank’taki kredi usulsüzlüklerini inceleyen Soruşturma Komisyonu’nun raporunda, ‘genel değerlendirme’ başlığı altında bakın neler yazılı:
Haziran 1995′te Halk Bankası A.Ş. Genel Müdürlüğü’ne atanan Yenal Ansen ve ekibinin bankada uyguladığı kredi politikası, 1996 yılından itibaren çeşitli denetim kurullarının düzenlediği raporlarda eleştirilmiş ve bankanın kredi politikasının gözden geçirilmesi istenmiştir.
İlk olarak 31.10.1996 tarihinde Başbakanlık Başmüfettişi ve Bankalar Yeminli Murakıpları tarafından düzenlenen raporda, bazı firmalara kullandırılan krediler eleştirilerek, sorunlu kredilerle ilgili banka yöneticileri uyarılmıştır.
(1996 ile 2002 arasına dair rapordaki bölümleri burada uzun uzun yazmıyorum. Bu yıllardaki ‘gelişmenin’ özü şu: Başbakanlık müfettişleri, Başbakanlık Yüksek Denetleme Kurulu denetçileri, Bankalar Yeminli Murakıpları ‘usulsüz kredilerle’ ilgili sık sık rapor yazıyor, bu raporlarda soruşturma açılması isteniyor, buna rağmen banka yöneticileri koltuklarını korumaya devam ediyor.
Geliyoruz ’sonuç’ bölümüne…
İstihbarat raporlarında, kredilerin açılmasında aranan ilkelere ters düşen olumsuzlukların yer almasına rağmen firmalara kredi açılması, kullandığı kredileri vadelerinde ödemeyen firma ortaklarının kurduğu başka firmalara kredi kullandırılması, kredi alacaklarının zamanında tahsil ve tasfiyesi için gerekli tedbirlerin alınmaması sonucunda bankanın takipteki kredi alacakları giderek artmış ve 2003 yılı sonu itibarıyla faiz hariç 1.1 katrilyon liraya yükselmiş, çoğunun tahsil imkânı zor olan bu kredilerin faizli bakiyesi ise 3.9 katrilyon liraya ulaşmıştır.
Geldik, sonucun sonucuna…
"Sorumluluğu bulunan banka yöneticilerinin eylemleri ise 4616 sayılı kanun kapsamında ertelenmiş ya da TCK 102. maddesi gereğince zamanaşımına uğramıştır."
Halk Bankası yöneticilerinin halen yargılandığını davalar olmakla birlikte parayı alan gitmiş. Usulsüzlükler cezasını bulmadıktan sonra bu raporlar, büyüklere masallar değildir de nedir söyler misiniz?
Posted by Admin | Posted in Türkiye'den Haberler | Posted on 16-01-2009
DHA – NEW YORK – Ferzan Özpetek’in yönettiği ‘Karşı Pencere’, ABD’nin önemli sinema etkinliklerinden 25. Seattle Film Festivali’nde En İyi Film seçildi. 50 ülkeden 300 filmin gösterildiği festivalde altı değişik kategoride verilen ödüller için toplam 70 bin kişi oy kullandı. Festivalde ‘Maria Full of Grace’la Catalina Sandino Moreno En İyi Kadın Oyuncu, ‘Take MyEyes’le de Luis Tosar En İyi Erkek Oyuncu seçildi.
Posted by Admin | Posted in Türkiye'den Haberler | Posted on 16-01-2009
Kürtler ayrılmak istemiyor. Kendi temsilcisini yönetimde istiyor. Türkleri savunmak doğalsa, birilerinin Kürtleri Meclis’te savunması da doğal olmalı.
En makul çözüm federasyon. Özerk bölge de olabilir. Yerinden yönetim de bir çözümdür. Ama halk hiçbirini istemez ve merkezi yönetim diyebilir.
AB’deki gelişmelerden sonra her halkın kendi devletini kurması artık anlamsız. Farklı halklar AB gibi siyasi birliklerde çıkarını daha rahat sağlıyor.
Posted by Admin | Posted in Türkiye'den Haberler | Posted on 16-01-2009
Mecburi ev hayatı, insana seri ilanları bile okutuyor. Cumartesi günkü Hürriyet’in, seri değil ama 17. ilan sayfasının sağ alt köşesinde Kadın Araştırmaları Derneği imzalı bir metin yayımlandı. Başlığı, ‘Şeriat Gündeme Taşınıyor’ idi.
Bakayım dedim, nasıl taşınıyor, biz farkına varmadan hangi hain güçler içimizi oyuyor…
Dört maddelik ‘duyuru’ aşağıda. Dileğim, bu satırları iyice yaşayarak, hissederek, eğer şartlarınız müsaitse yüksek sesle ve cümle sonları uzatmalı ‘doğru’ vurgularla, ilkokulda kürsüden 10 Kasım şiiri okur tonda canlandırmanız. Mikrofon sizde:
“ŞERİAT GÜNDEME TAŞINIYOR
Demokrasi şemsiyesi altına sığınıp, TV’lerde ‘Şeriat hukuku istiyorum!’ diyerek şeriatı gündeme oturtmak isteyenler amaçlarına ulaşamayacaklardır.
80 yıl sonra Türk halkını yeniden çağın dışına itip, soluğunu keserek aydınlıktan karanlığa çekmek isteyenlerin uğraşıları, bir sonuç vermeyecektir.
Toplumu kullaştıran, ulusu ümmetleştiren, kadını ikinci sınıf yapan, insan doğasına aykırı bir düzen olan ‘şeriat’ı yeniden Türk halkının, Türkiye’nin başına dolamak isteyenlerin sonu ‘hüsran’ olacaktır.
İktidarın tutumundan destek alıp, Anayasamızın rejimle ilgili maddelerini adeta hiçe sayarak ‘şeriat’ı gündeme getirme çabaları karşısında tüm sivil toplum örgütlerinin kenetlenip, laik Türkiye’nin sesi olmaları gerektiği inancındayız.”
Değerli Kadın Araştırmaları Derneği yetkilileri,
Size bir sır vermek istiyorum. Günlerdir televizyon karşısında mıhlanmış oturuyorum ya, oradan biliyorum. İlk maddenizde belirttiğiniz gibi TV’lerde ‘Şeriat hukuku istiyorum!’ diyen yok. İnanın yok. Sabahtan akşama, her kanalı dolaşmaktan bitkinim, bakın valla yok.
Şeriat düzeni elbette ki kabul edilir bir iş değil. Olacak iş değil. Ama sizin, birilerinin başımıza onu getiriyor olduğuna ilişkin bu sarsılmaz inancınız da, olacak iş değil.
Bu metin, hele ki yüksek sesle okuyunca, epeyce mizah içeriyor. İnsan ilan verene şefkat göstermek, elini avcuna alıp sevmek istiyor: Bak korkma, geçti, yok bir şey, valla yok, gelmeyecek, hiç verir miyim ben seni şeriata, iki gözüm önüme aksın izin vermem, kimse vermez, korkma sen, canım ya, ne tatlısın…
Bu şefkat de fayda etmezse… Gerginlik, anksiyete… Kasılmalar, kaşınmalar, yersiz korkular… Pireyi deve yapmalar, yoku var sanmalar, halüsinasyonlar, paranoyalar… Yine geçmezse…
Diyorum ki Kadın Araştırmaları Derneği üyelerini hep birlikte ’spa’ya filan mı yollasak? Bodrum’daki Fuga’ya mesela, ruhu teslim ettiren Bali masajına. Ne gerginlik kalır, ne şeriat, ne tasa.
Posted by Admin | Posted in Genel | Posted on 16-01-2009
2003yılında ülkemize gelen yabancı sermayenin toplam tutarı 578 milyon dolarla sınırlı kalmıştır. Bu tutar uluslararası sermaye akımları içinde çok küçüktür, toplam içindeki oranı anlamsızdır. 2003 yılında yurtdışına çıkan Türk sermayesi ise 499 milyon dolardır. Bu tutar da uluslararası sermaye rakamları içinde önemsizdir, ama 2003 yılında ülkemizde yapılan yabancı sermaye yatırımlarıyla devlet yatırımları toplamına oranla çok yüksektir. Ülkemize geçen yıl gelen yabancı sermayenin yüzde 86’sı oranındaki Türk sermayesi, başka ülkelerde yatırılmış, ülkemizin uluslararası sermaye akımlarından sağlayabildiği net yatırım (gelen-giden sermaye arasındaki fark) bir yılda 79 milyon dolarla sınırlı kalmıştır. Sözün kısası, ülkemiz, uluslararası sermaye akımlarından ekonomik yarar sağlayamamaktadır. Oysa, dünya ülkeleri arasında bu akımları ekonomisinin çıkarları için büyük ölçüde kullanmış ülkelerin sayısı az değildir. Yabancı sermaye yatırımlarını, kendi ülkesinin çıkarları için iyi kullanan ülkelerin çarpıcı örnekleri, İkinci Dünya Savaşı sonundaki Almanya, Japonya, son yıllarda da Yunanistan, İrlanda, İspanya ve Portekiz’dir.
Ülkemiz de 1950′lerden beri yabancı sermayeyi yurda getirmek için önemli teşvikler vermiş, zaman zaman göreli başarılar elde etmiş olmakla birlikte, 2003 yılındakine benzer başarısızlıklara da uğramıştır. Bu başarısız sonuçta, siyasal istikrarsızlık, hukuk sistemimizdeki liberal demokrasiye aykırı kurallar, yolsuzluk ve rüşvet, siyasal-dinci uygulamalar gibi ekonomi dışı etkenler vardır ve bunların köstekleyici etkileri küçümsenmemelidir. Son 4-5 yıl boyunca Avrupa Birliği kurallarına uyum için yapılan kanun değişiklikleri, bu ortamı değiştirme yönünde atılmış önemli adımlardır. Ancak, yabancı sermayenin ülkemizde yatırım yapma konusunda isteksizliği ve yerli sermayenin yurtdışında yatırım yapmaya yönlenmesinin önemli ekonomik nedenleri de vardır:
Yabancı ve yerli sermayeyi, ülkemizde yatırım yapmaktan alıkoyan en önemli etken, yüksek enflasyon ile yüksek faizlerdir. Bunun temel nedeni, kamu kesimi açıklarıdır. 12 aylık ortalamalara göre hâlâ yıllık enflasyon yüzde 20′nin üstündedir, faiz hadleri de, devlet tahvilinde yüzde 30′a yakındır. Dünyanın bu en yüksek enflasyon hızı ve faiz hadlerinde uzun süreli sermaye yatırımlarını artırma olanakları sınırlıdır.
Vergi sistemimizin yapısı, sermaye yatırımlarını önleyecek yüksekliktedir. Kurumlar vergisinde yüzde 44, gelir vergisinde yüzde 25-55, KDV+ÖTV’de yüzde 1-40 oranlarını uygulayan ülke, dünyada kalmamış gibidir. Hükümetlerimiz, hâlâ nerede artan bir ekonomik faaliyet görürse, oraya harcama vergisi koymak çabası içindedir. 2003′te iyi gelişen kullanılmış ve lüks oto satışları ile üç yıldır yeni canlanmaya başlayan bireysel kredilerin vergileri artırılmıştır. Birçok vergi ve ekonomi uzmanının ortak görüşü olan vergi sistemimizin sermaye yatırımlarını önleyici özellikleri bellidir. Bunlar giderilmelidir.
Az gelişmiş ekonomik alanlarla bölgelerdeki yatırımlara verilen teşvikler de yatırım çabalarını artırmaktadır. Ancak, yukarıdaki iki büyük köstek dururken, bunların etkileri sınırlı kalmakta, bazı isabetsiz teşvikler de başka alanlarda yeni köstekler yaratmaktadır.
En iyisi, bu alanda geniş kapsamlı bir araştırma yaparak, yabancı ve yerli sermayeyi ülkemizde yatırım yapmaktan alıkoyan kösteklerin tespit edilmesi ve bunları giderecek önlemlerin alınmaya başlanmasıdır. Ülkemizin içine ve dışına akan sermaye tutarları bu alanda başarısızlık işaretleri vermektedir. ‘Yabancı sermaye gelişinin hızlandırılması isteniyorsa, ekonomimiz yerli sermaye yatırımlarını özendirici bir duruma getirilmelidir’ diyenler haklıdır.
Posted by Admin | Posted in Genel | Posted on 16-01-2009
Danıştay, Ankara 10. İdare Mahkemesi’nin Tüpraş’ın satışına ilişkin ret kararını uygun buldu. Böylelikle Tüpraş’ın özelleştirilmesi iptal edildi. Şimdi mahkeme bu kararı esastan görüşecek
RADİKAL – ANKARA – Danıştay, Ankara 10. İdare Mahkemesi’nin Tüpraş’ın satışına ilişkin yürütmeyi durdurma kararını uygun bulduğunu açıkladı. Danıştay’ın söz konusu kararıyla Tüpraş’ın özelleştirilmesi de iptal edilmiş oldu.
Bundan sonraki adımda ise ret kararı mahkemece esastan görüşülecek. Esastan görüşmenin aylarca hatta yıllarca sürebileceğini belirten bir yetkili, “Esastan görüşme sonucunda yine satışın durdurulması kararı çıkarsa Özelleştirme İdaresi (ÖİB) bir üst kurula başvurabilecek. Ancak Danıştay’ın dün aldığı bu karar, yürütmeyi durdurma kararını önemli oranda kuvvetlendirmiştir. Başka deyişle Tüpraş’ın satışı zora girmiştir” yorumu yaptı.
Danıştay 10. Dairesi dün, ÖİB’nin Ankara 10. İdare Mahkemesi’nin Tüpraş’ın satışına ilişkin kararının iptali yönünde verdiği kararın temyizi istemini reddetti. Danıştay’ın kararı ile Ankara 10. İdare Mahkemesi’nin Tüpraş’ın satışına ilişkin iptal kararı da böylece onaylanmış oldu.
Posted by Admin | Posted in Türkiye'den Haberler | Posted on 16-01-2009
F1′de sezonun dokuzuncu yarışında Michael Schumacher sekizinci zaferini kazanırken, kaza yapan kardeşi Ralf hastaneye kaldırıldı
INDIANAPOLIS – Indianapolis’te gerçekleştirilen Amerika Grand Prix’si sonrası Michael Schumacher yarışı kazanırken pilotlar sıralamasında puanını 80′e çıkararak şampiyonluğa bir adım daha yaklaştı. Sadece dokuz pilotun finiş çizgisini görebildiği Amerika Grand Prix’si oldukça ilginç ve zaman zaman izleyenleri endişelendiren anlara sahne oldu. Yarışın en endişe verici anı Ralf Schumacher’in aracının onuncu turda lastiğinin patlaması sonucu yüksek hızla duvara çarpmasıydı. Güvenlik aracının devreye girmesine rağmen aracı terk etmeyen Ralf izleyenleri korkuttu. Yarış sonrası yapılan açıklamada, araçtan sedyeye alınan ve hastaneye kaldırılan Ralf’in önemli bir sağlık sorununun olmadığı ve kazayı küçük çürüklerle atlattığı belirtildi.
Ralf’in kazasına en çok endişelenen isim ağabeyi Michael Schumacher’di. Schumi, kardeşinin durumunu çok merak ettiğini, araçtan çıkmamasının kendisini korkuttuğunu ama pit ekibinin kendisini telsizle Ralf’in durumu konusunda bilgilendirmesinin ardından rahatladığını söyledi. Bu arada BMW Williams’ın diğer pilotu Montoya da formasyon turundan hemen önce arıza yapan aracını terk ederek, yedek araca koşması nedeniyle hakemler tarafından yarış dışı bırakıldı. Kurallara göre tüm personel on beş saniye öncesine kadar pisti boşaltmak zorunda.
Posted by Admin | Posted in Türkiye'den Haberler | Posted on 16-01-2009
RADİKAL – ANKARA – Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer, IMF ile yürütülen programın
‘borcun sürdürülebilirliğine değil, borçlanmanın sürdürülebilirliğine yönelik’ olduğunu söyledi. MÜSİAD Başkanı Ömer Bolat ve beraberindeki heyet dün kamu yönetimi, mesleki eğitim ve ekonomik görünüme ilişkin raporu Sezer, TBMM Başkanı Bülent Arınç ve bakanlara sundu.
Sezer’in görüşmede, Türkiye’nin çıkışının kamunun iç ve dış borç yükünün azaltılmasında olduğunu söylediği, borcun azaltılmadan yatırımların artmayacağı uyarısında bulunduğu öğrenildi. Sezer, "Stand-by borcun sürdürülebilirliğine değil, borçlanmanın sürdürülebilirliğine yönelik. Bankaların reel sektöre kredi vermesi için borç yükünün azaltılması gerekir" dedi.
MÜSİAD, Sezer’in ‘laiklik zedelenir’ diyerek veto ettiği imam-hatip düzenlemesiyle ilgili raporunu Köşk’e taşıdı. İmam-hatip liseleriyle ilgili yorum yapmayan Cumhurbaşkanı Sezer’in ‘nitelikli’ eğitimin önemine vurgu yaptığı belirtildi. Bu arada, Sezer, karaparayla mücadele amacıyla hazırlanan kanunu onayladı.
Posted by Admin | Posted in Güncel | Posted on 16-01-2009
LONDRA – Boğazlar’daki tanker trafiği sıkışıklığının dünyada petrol sıkıntısına yol açtığı haberini Britanya’nın Financial Times gazetesi de duyurdu. Gazetenin dünkü sayısında yayımlanan ‘Boğaz’daki tanker trafiği sıkışıklığı, ham petrol sıkıntısına yol açıyor’ başlıklı haberine göre Türkiye’nin aldığı güvenlik önlemleri ve kötü hava, İstanbul ve Çanakkale boğazlarından petrol taşıyan Rus tankerlerinin gecikmesine yol açtığı için Akdeniz rafinerilerinde ham petrol sıkıntısı yaşanıyor.
Habere göre, alınan önlemler yüzünden İspanya, İtalya, Fransa ve Almanya’daki rafinerilerine petrol alan bazı büyük petrol şirketlerinin tankerlerinin Boğazlar’dan geçişi 20-25 gün kadar gecikirken, bekleyen tankerlere günde 50 bin dolar ödeme yapılması yüzünden kapasitede düşme meydana geldi.
Hatta Rus petrol üreticilerinin, dolu tanker depolarını boşaltıp Karadeniz üzerinden tanker sevkıyatını sürdüremedikleri için, bir boru hattını da kapatmak zorunda kaldıkları kaydedildi.
Gazeteye konuşan İspanya’daki bir rafineri yetkilisi, "Boğazlar’daki sorun bizi çok zorluyor. Eğer çok uzun gecikmeler olursa, tüm bir rafineri sistemi sorun yaşıyor. Büyük olasılıkla daha pahalı olan ve rafineri sistemi için daha az uygun başka bir petrol kargosu bulmak için mecburen spot piyasasına başvurmak zorunda kalıyoruz" diye konuştu.
Haberde şu ifadeler yer aldı: "Boğazlar’daki tıkanıklık rafinerilerin artık Rus petrolü yerine Irak petrolüne bel bağlayamayacakları gerçeğiyle birleşti. Irak’taki Kerkük petrolleri, Rusya’nın Ural petrolü ile benzeşiyor. Ancak Boğazlar’dan tankerlerle taşınan petrole alternatif olabilecek Kerkük petrolü de, sabotajlar nedeniyle bir türlü boru hattından Ceyhan’a taşınamıyor.
Bazı Avrupalı petrol şirketleri ve diplomatları ise Türkiye’nin dev tankerlerin Boğaz’dan gece geçmesine izin vermeme kararının altında, ülkelerinde daha kazançlı alternatif bir boru hattı kurulması ve Bakü-Ceyhan boru hattının inşaatını hızlandırma isteğinin yattığını iddia ediyor." (Dış Haberler)