Tapılma sırası sende! Tatlı gülüş pek yaraşıyor/ Knidos bademi gözlerin ömre bedel/ ah ne güzel ne güzel seni sevmek!
Ancaak…… Her yıl bu zamanlara rastlayan kalp nakli sorunlarını anlaman gerekiyor önce.
İlk bakışta vefasızlık sanacağın durum, öyle değildir. Portekizce ‘Kalan sağlar bizimdir’ nasıl denirse, odur. Böyle bakınca ellerin yavrusu toramansa, bizimkiler civan/eli kulağında / yakında dönecek Pierre Han! Ayrıca bir yutkunma, biraz sızlanma, kabullenme, sonrasında hangi Güneş beyaz doğar, siyah batar şaşarım/ yeni 30′lara kucak açarım!/
O senin neyin olur derlerse/ gülüm olur, Balcı’m olur diyeceeğiim!
Hay hay buyursun gelsinler, Serkan’lar, Deniz’ler, Önder’ler, Murat’lar hay hay temelli kalsınlar.
Bu arada anneler, babalar, doktorlar, ebeler, hemşireler: Doğum sonrasında bebeğe sorun, tasdik edin, belgeleyin. Sonra iki günde bir ‘Ben doğuştan şuyum….’ ‘ben doğuştan buyum…’ demesinler. Malum söz
uçar, yazı kalır. Ve doğuştan olmayanlar ‘bayrağımızı öpmesinler!’ Zaten AB’ye uyum sürecinde bayrak öpme mecburiyeti kaldırılsın!
Bak Alex bebek!
Seni görünce biraz ne oldum delisi olduk gibi görünebilir. Geldi, geliyor, gelmedi, gelemez, asla gelmeyecek yılı olarak da anılabilir 2004, bu sebepledir! Şimdi geldin ve tadımız nasıl kaçırılacak? İşte böyle, sana sorulan sorulardan da anlamışsındır, küllenmiş bir aşk yarası kurcalanıyor.
Geçse de gençlik çağım, adını anmayacağım birisiyle karşılaştırıyorlar seni! Bu konuda bizim aile konseyi kararı şudur: Kardeşlerimin tanıklıkları ve şahane kredi kartı harcamalarıyla, bugünler için Arjantin ve Brezilya’da sosyolojik incelemeler yapan oğlumun açıklamaları ispat ediyor ki ‘komşi komşiye benzemez!’
Tango nire, samba nire!
Tango: It’s the dance of sorrow… Böyle tarif ediyor sözlükler, acının, hüznün, kederin dansı! Dansları içlerine vurmuş azıcık. Kültürlerinde hep özlemek var. Çünkü çoğunun kökleri İtalya’da, İspanya’da. Melankoli, nostalji, fizik, kimya, biyoloji falan filan. Tango yaparken kahkaha atılmaz. Onun bir şenliğe dönüşmesi içinse, allahaşkına Al Pacino’nun enerjisi hangimize yetebilir? Ayrıca tango 90 dakika sürmez, uzatmalarda idare edecek figürleri yoktur. Sonra Lorant’lar anlamaz, erkekler ağlamaz, Ceyhun’lar pas atmaz, o abidir ama Maradona’nın küçük kardeşidir, yumuşak, hüzünlü bakışları… Hey kalem, kendine gel, geçti, bitti, gitti. Dolayısıyla don’t cry for me Argentina… Bizim de dökecek gözyaşımız kalmamıştır sana!
Peki samba? Hınzır, tatlı yaramaz sokak, ev, kahkaha, neşe, kıvraklık, süresizlik, pozitiflik, oğlum güneş battı eve gel, gelemem samba yapıyorum, canlılık, gel evde devam edersin, hayır plajda devam edicem, kıvraklık, kıvraklık, kıvraklık…. Bir yerden tanıdınız mı, evet kıvırcık Nobre’den, başka? Marco’dan, Luciano’dan! Başka? Hüzünlü cümlelerle bezeli şarkılarla, türkülerle bile coşmayı beceren, dans eden, her fırsatta eller havada…. birileri yok mu etrafınızda?
Hatta geçen sene bu sıralarda… kırk yıldır çiftetelli bilen bir ‘aziz’ girmişti hayatımıza. Kısacası, dostlarımız (!) bizim için üzülmesin.
Biz futbolcunun zeki, çevik, iyi oynayanını (samba, çiftetelli, cha..cha..che filan) ve doğuştan Fenerli olanını severiz.
Hoş geldiniz.
Hoş kalınız.