İlk bakışta, daha çok var, dedirtecek kadar uzak, biraz tırnaklayıp deşince, yahu yumurta folluğa dayanmış , stresine girecek kadar yakın bir zaman kaldı Almanya 2006 grup maçlarına. Aslında 4 eylülde Gürcistan’la oynayacağımız açılış maçı göz önüne alındığında süre daha da kısalıyor. On iki hafta sonra deplasmanda Yunanistan’la Almanya vizesinin ilk ayağında kapışacağız. Sirtakiciler, ‘Ege’den esen süper mucize imbatı’ olarak, kendisini dev aynasında gören, burnu büyük İspanyollar’ı geride bırakmayı başardı. ‘Galip sayılır bu yolda mağlup’ tertibinden, 2-1′lik Rusya yenilgisiyle çeyrek final hakkını kazanmasıysa, mucizeyi iyice kafa yedirici mertebelere eriştirdi.
Yunanlılar’ın çeyrek asır -tam olarak 24 sene- sonra yeniden Avrupa podyumunda, üstelik gruptan çıkma başarısının baş mimarı Otto Rehhagel, kendini ‘Ben demokratik bir diktatörüm’ diye tanıtmaktan bariz bir gurur duyuyor. Kral Otto, unvanından çok, vize yolunda son altı maçı da kazanarak, tulum çıkarmasıyla övünmeliydi aslında. Egeliler, ilk iki maçta İspanya ve Ukrayna’ya -Don Kazakları da Almanya 2006′daki grupdaşlarımızdan- 2-0′larla yenilince ortalık büsbütün tragedya kesilmişti. Rehhagel’in çetesi daha sonra gol bile yemeden Ermenistan , K. İrlanda -ikişer kez-, İspanya ve Ukrayna’yı tespihe dizerken, Charisteas’ın üçlemesine, Nikolaidis’in dublesi eşlik etti. Zaragoza La Romareda Stadı’nda Giannakopoulos’la devirdikleri İspanya’nın acı kaderinin tohumları, pazar günkü Portekiz bozgunundan bir yıl önce atılıyordu.
Angelos Charisteas için turnuvanın en etkili forveti demek hiç de abartı sayılmamalı. Werder Bremen’in 24 yaşındaki ‘tek kişilik saldırı müfrezesi’ 1-1′lik İspanya kapışmasında da eşitliği, dolayısıyla çeyrek finali bulan
formaydı. Ersun Yanal’ın 84 gün sonraki randevu için, bu gol makinesını durdurma operasyonlarını şimdiden devreye sokması şart.
‘Topa sahip olma’ meselesinde Metaksasçılar, istatistikçilere saç baş yoldurucu sonuçlar alırken, ‘topa değil ruhuma sahip ol’ formülünün savunucusuydu. Şöyle ki ev sahibini yenerken sadece % 37 ile oynarken, bu oranın biraz büyüyüp 42′ye vardığı İspanya karşısında kazanamadılar. Yüzde 47 ile oynadıkları son Rusya maçını da yitirdiler. Portekiz zaferinin organizatörü Zagorakis, UEFA’nın ‘Maçın adamı’ ödülünü ayak bileğinin ve beyninin hakkıyla kazandı.
Dünya Kupası elemelerinde grubumuzu Portekiz’de temsil eden ikinci rakibimiz Danimarka’nın yol haritası, bu geceki İsveç düellosu kadar İtalya-Bulgaristan tansiyonuna da bağlı. Söylentilere göre Kuzeyliler 2-2 berabere kalarak, ele ele gruptan çıkma şikesini programlamış. Golsüz eşitliğe aklım erer de dört golün birden servis edilmesi planlanan cümbüş, gülüp geçmeye bile değmez zırvalıkta.
1992′deki Avrupa zaferinin ardından ‘Plajdan gelen şampiyon’ yaftası yapıştırılan Vikingler de gruptan güle oynaya çıkmadı. Norveç ve Lüksemburg beraberlikleri Morten Olsen’in talebelerini sıkıntıya soktu. Hele içerideki 2-0′lık Bosna Hersek bozgunu, evlere şenlik bir facia yarattı. Beş gollü Tomasson’a Rommendahl ve Gravesen’in ikişer sayısının katılması sonucunda grubu lider bitirdiler ama son maçta Boşnaklar’ın yine sırtını yere getiremediler. Galatasaraylı Baliç’le İstanbulspor’lu Boliç, onları iki kez santraya yolladı.
Çizme’yle golsüz karşılaşmadan sonra Tomasson ve Gronkjaer’le gelen Bulgaristan galibiyeti, Danimarka’yı ‘dört puanlılar kulübü’ne sokmaya yetti. Olsen, Euro 2004′ün en forvet aromalı formasyonuyla, hücumda üçlü saldırı planları uygulayıp kontralarda çoğalma zahmetine katlanmıyor. Göbekteki Sand’ın yanı başında dans eden Jorgensen (Gronkjaer) ve Rommedahl ikilisi, Ay Yıldızlı savunmanını başını ciddi biçimde ağrıtabilecek migrenler. Danimarkalılar, topa sahip olmakla, maça sahip olunacağı ekolünden. İtalya’ya karşı % 55 üstünlük tabelaya yansımazken, ‘Komşi’ye sağladıkları 57′lik oran galibiyeti getirdi. Kuzeyliler’in ‘Altın adamı’ da Bulgaristan galibiyetinin kurgucu başı Gravesen oldu.
Ey milliler, yol göründü. Alamanya yollarınızı gözlüyor, ona göre…