Posted by Admin | Posted in Türkiye'den Haberler | Posted on 04-01-2009
Kötü yönetimin yükünü attıklarını belirten Tansaş Genel Müdürü Topaloğlu, 2005′te 817 milyon dolar ciro ve kar hedeflediklerini söyledi
RADİKAL – İSTANBUL – Tansaş, bu yıl 33 milyon dolarlık yatırım yaparak net satış alanını 134 bin metrekareye, cirosunu ise 650 milyon dolara (yaklaşık 1 katrilyon lira) çıkarmayı hedefliyor. Tansaş 2005 yılına ise oldukça iddialı giriyor.
Kuruluş, önümüzdeki yıl 817 milyon dolarlık satış yapmayı ve kâra geçmeyi amaçlıyor. Tansaş’ın, 2006 yılı satış hedefi ise 973 milyon dolar. Tansaş Genel Müdürü Servet Topaloğlu, Uluslararası Finansal Raporlama Standartları’na (UFRS) göre bu yıl yaklaşık 1 katrilyon lira net satış ve 40 trilyon liralık operasyonel kârlılık hedeflediklerini açıkladı. Tansaş Yönetim Kurulu Başkanı Aclan Acar ve Topaloğlu’nun katılımıyla, şirketin 2004 yılı ilk çeyrek sonuçları ile hedeflerine ilişkin bir toplantı düzenlendi.
Topaloğlu, Tansaş’ın yılın ilk çeyreğinde önceki yılın aynı dönemine göre enflasyondan arındırılmış ve UFRS bazında satışlarını yüzde 28 artırarak 211 trilyon liraya yükselttiğini, TL bazında önceki yılın aynı döneminde 5.7 trilyon lira ekside görünen operasyonel kârın ise 3.1 trilyon liraya çıkarak düzelme kaydettiğini söyledi. Bu yılın ilk 3 ayında 2 bin 209 metrekarelik 3 yeni mağaza açtıklarını, son 6 ayda metrekare bazındaki büyümenin 3.5 yıllık büyümeye denk geldiğini belirten Servet Topaloğlu, "İnşaat ve proje aşamasındaki diğer mağazalar da dikkate alındığında, 2004 yılında 25 bin metrekarelik yıllık hedefimize ulaşacağız" dedi.
Posted by Admin | Posted in Türkiye'den Haberler | Posted on 04-01-2009
Irak’ın başkenti Bağdat’ta meydana gelen patlamada 13 kişi öldü, onlarca kişi yaralandı. Patlamaya bomba yüklü bir aracın yol açtığı bildiridi.
Görgü tanıkları bomba yüklü aracın trafiğin yoğun olduğu sabah saatlerinde kentin en işlek caddelerinden birinde, Batılı müteaahhitlerin kullandığı türden üç araç geçerken infilak ettiğini söylediler. Araçlardan üçünün de hasar gördüğü, birinin yandığı belirtildi. Bunun yanı sıra diğer bazı araçlarla bir binanın da patlamada hasar gördüğü bildirildi. Bu arada tekbir getiren ve ‘Kahrolsun ABD’ diye bağıran kalabalık havaya ateş açılarak dağıtıldı.
Irak Başbakanı İyad Allavi yaptığı açıklamada, saldırıda elektrik sektöründe çalışan beş yabancının öldüğünü, üç yabancının da ağır yaralandığını söyledi, ancak bu kişilerin milliyetleri hakkında bilgi vermedi. Irak İçişleri Bakanlığı’ndan Albay Adnan Abdülrahman ise ölenlerin Fransız olduğunu belirtti. Saldırıdan üzüntü duyduğunu ve suçluların en kısa zamanda yargı önüne çıkarılacağını kaydeden Allavi, ayrıntı vermeden geçiş hükümetinin saldırılardan korunmak üzere bazı tedbirler aldığını söyledi.
İngiltere Dışişleri Bakanlığı bir açıklama yaparak saldırılardan ölenlerden ikisinin İngiliz olduğunu duyurdu. AFP’nin haberine göre de Bağdat’taki diplomatik kaynaklar, ölen yabancıların iki İngiliz, bir Fransız, bir Amerikalı ve bir Filipinli olduğunu söylediler.
Posted by Admin | Posted in Türkiye'den Haberler | Posted on 04-01-2009
Reklamcılar Derneği’nin bu yıl 16′ncısını düzenlediği ve 66 reklam ajansından 937 eserin katıldığı ‘Kristal Elma Türkiye’ reklam yarışmasında verilen ödüller törenle sahiplerini buldu
RADİKAL – İSTANBUL – Bu yıl 16. kez düzenlenen Kristal Elma Türkiye reklam ödülleri sahibini buldu. Türk reklamcılığında yaratıcılığı ödüllendirmek ve reklam sektöründe çalışanların başarılarını belgelemek amacıyla düzenlenen yarışmaya bu yıl 37’si Reklamcılar Derneği üyesi 66 reklam ajansı katıldı. İki internet şirketi, doğrudan pazarlama şirketi ve 10 reklam filmi yönetmeni, altı reklam müziği bestecisi ve üç reklam fotoğrafı sanatçısı da ürettikleri eserlerle yarışmaya katıldı. Kristal Elma Türkiye reklam ödülleri yarışmasında kazananlara ödüller Yeni Melek Gösteri Merkezi ve Maslak Venue’ de düzenlenen törenlerde verildi. Venue’deki törenin ardından yapılan partide Londra’nın ‘acid jazz’ gruplarından Brand New Heavies sahne aldı. Yeni Melek sinemasında yapılan törende konuşan Reklamcılar Derneği Başkanı Jeffi Medina, reklamcılığı icra edebilmek için her meslekte olduğu gibi birtakım asgari şartların sağlanması gerektiğine işaret ederek, bu şartlar sağlanamaz ya da eksik sağlanırsa çalışmaların içerdiği fikirlerin solmaya başlayacağını söyledi. İyi bir fikir ortamının hazırlanması için yeteneğin eğitim, kültür ve görgüyle beslenmesi gerektiğini vurgulayan Medina şöyle devam etti: "Yeteneğin ortaya çıkarılması için iyi bir ortama ve zamana ihtiyacı vardır. Bunların her biri ciddi yatırım gerektirir. İnsana yatırımdan söz ettiğimizde parasal yatırımın yanı sıra büyük bir zaman yatırımı da gerektirir. Tüm bunlar göz ardı edilirse bu mesleği icra edenler bir süre sonra mutsuz insanlara dönüşecektir."
Posted by Admin | Posted in Türkiye'den Haberler | Posted on 04-01-2009
MONTREAL – Formula 1 Kanada Grand Prix’sini, Ferrari’nin Alman pilotu Michael Schumacher kazandı. Yarışı 1 saat 28 dakika 24.803 saniyede tamamlayan Schumacher, Kanada’dan yedinci kez zaferle ayrılmış oldu. Alman pilot, Formula 1′de bir yarışı yedi kez kazanan ilk sürücü olarak tarihe geçti. Kanada’da geçen yıl birinci olan Ralf Schumacher, ağabeyinin ardından ikinci olurken, Rubens Barrichello üçüncülüğü elde etti. Puan alan diğer pilotların sıralaması şöyle: 4. Jenson Button, 5. Juan Pablo Montoya, 6. Giancarlo Fisichella, 7. Kimi Raikkonen, 8. Cristiano Da Matta. (Spor Servisi)
Posted by Admin | Posted in Genel | Posted on 04-01-2009
REUTERS – NEW YORK – Irak’ta bitmek bilmeyen çatışmalar ve Kaide’nin Suudi Arabistan’da kaçırdığı Amerikalı Paul Johnson’ın kafasını kesmesi gibi gelişmeler, kasımdaki başkanlık seçimi için kampanyasını ’savaş döneminin başkanı’ sıfatıyla yürüten ABD Başkanı George W. Bush’a Amerikan halkının verdiği desteği aşındırıyor.
ABC televizyonu ve Washington Post’un 17-20 Haziran’da ortak düzenlediği ankete göre, Amerikalıların Bush’un ‘terörizme karşı savaşı’ yürütüş biçimine onayı bir ayda 8 puan düşerek ilk kez yüzde 50′ye geriledi. Bush bu konuda Demokrat rakibi John Kerry’ye bir ay önce 13 puanlık bir fark atıyordu. Ankete göre bugün Amerikan halkı Kerry’ye yüzde 48 oranında güven duyarken, Bush’a duyulan güven yüzde 47′de kalıyor. Yine de Amerikalılar 14 puan farkla Bush’un Amerika’yı Kerry’den daha güvenli kılacağına inanıyor.
Anketin diğer çarpıcı sonucu ilk kez halkın yüzde 52’sinin ‘Irak’ta savaşmaya değmeyeceğini’ düşündüğünü ortaya koyması oldu. Her 10 Amerikalıdan yedisi Irak’taki kayıpları ‘kabul edilemez’ bulurken, savaşın ABD’nin güvenliğine katkısı olduğuna inanların oranı ise yıl içinde 11 puanlık gerilemeyle yüzde 51′e düştü.
Posted by Admin | Posted in Genel | Posted on 04-01-2009
DHA – NEW YORK – Amerika’nın New York kentindeki Robert Moses Devlet Parkı Sahilleri’nde önceki gün iki metrelik bir köpekbalığı kıyıya 20 metre yaklaştı. Sırtı ve yüzgeçleri tüm park ve plajdan görülebilen köpekbalığı paniğe neden oldu. Bölgede yüzmek ve balık tutmak yasaklanırken, Sahil Güvenlik ve helikopterler ‘canavar’ın peşine düştü. Köpekbalığının insanlara zarar vermeyen zararsız bir tür olduğu anlaşılmasıyla panik bitti.
Posted by Admin | Posted in Genel | Posted on 04-01-2009
Bir Emniyet görevlisi televizyonda bilgiç bilgiç konuşuyor:
"NATO’nun İstanbul’da toplanması bize büyük yararlar sağlayacaktır!" Allah Allah, acaba ne yarar sağlayacaktır diye merak ettim, açıklamadı.
Bir NATO yetkilisi de, ‘Verdiğimiz rahatsızlık nedeniyle Türk halkından
özür dileriz’ diyordu. Eh, dilemesi gerekir, diye düşündüm.
NATO zirvesinin Türkiye’de yapılmasının elbette bir anlamı var: Sıcak çatışmaların hâlâ devam ettiği Ortadoğu’da varlığını anımsatmak, gövde gösterisi yapmak. Sovyetler Birliği dağıldığından beri amacını yitirmiş gibi gözüken dünyanın en büyük savaş makinesine yeni hedefler lazım ve özellikle 11 Eylül saldırılarından beri ABD ve İngiltere gibi NATO üyelerinin gözünde bu hedef açık: Dünyayı terörden kurtarmak. NATO, nasıl ki dünyayı komünizm tehlikesinden kurtardı, şimdi de aynı şekilde terörden de kurtarması, Ortadoğu’da ve petrol bölgelerinde daha aktif olması bekleniyor. Ama NATO üyelerinin tümü bu yeni görev tanımını paylaşmıyor.
İşin kritik yönü şudur ki, böylesine devasa bir savaş makinesinin ayakta durabilmesi için ciddi bir düşmana ihtiyacı var. Usame bin Ladin, el Kaide ve yaygınlaşan terör, NATO’nun ihtiyacı olan düşmanı şimdilik sağlamış gibi gözüküyor.
Ama pek çok kişi, NATO’nun sonunda Amerikan çıkarlarına hizmet eden bir örgüte dönüşebileceğinden, terörün bu amaç için bir bahane olacağından endişeli. Sokaklarda ‘Kahrolsun Bush!’
diye çığlık atarken polis tarafından coplanan gençlerin ve bazı Avrupalı politikacıların aklından geçenler bunlar.
Irak’ta saplandığı bataklıktan çıkmak için ABD’nin NATO desteğine ihtiyacı var. Ama NATO’nun pek çok üyesi böyle bir yükümlülük altına girmek istemeyecektir. Batı’nın Ortadoğu’ya açılan kapısı gibi duran İstanbul’daki
açık veya gizli toplantılarda herhalde bunlar tartışılacaktır. İstanbul toplantı yeri olarak seçilirken bütün bunlar düşünülmüş olmalı.
Ama bir vatandaş olarak benim itirazım Bush’un gelmesine veya NATO toplantısının Türkiye’de yapılmasına değil. Biz NATO üyesiyiz ve Bush gelse de, gelmese de bu gerçek değişmez. NATO toplantısında bizi de kapsayacak kararlar alınırsa, Bush’lu veya Buhs’suz, o kararlara uymamız beklenecektir.
Ben başka bir şeye itiraz etmek istiyorum: Bu toplantıyı neden
İstanbul’da yapıyorlar? Milyonlarca kişinin yaşadığı bu karmaşık kentte güvenliği sağlamak son derece zor. (Aslında NATO toplantısı olmadığı zamanlarda bile güvenli bir yer olmadı bu kent.) İstanbul, daha birkaç ay önce terör olaylarıyla sarsıldı. Güvenlik örgütleri ne kadar çaba harcarsa harcasın, büyük yıkıma yol açacak bir saldırının engellenmesi zor olabilir. Bu riski almaya değer miydi?
Bu toplantı, pekâlâ küçük ve şirin bir sahil kentinde veya kasabasında da yapılabilirdi. Hem güvenlik daha kolay sağlanır, hem İstanbul’a harcanan
paradan çok daha azına mal olur, hem de çok daha az sayıda insanın günlük yaşamı olumsuz etkilenirdi.
Ama hikmeti hükümet. Kim bilir büyüklerimiz neler düşünmüştür. Bizim aklımızın almayacağı ne ince şeyler.
Ama ben bu NATO toplantısını biraz endişeyle beklediğimi söylemeliyim.
İnşallah yanılmış olurum.
Posted by Admin | Posted in Türkiye'den Haberler | Posted on 04-01-2009
TMSF, ilk sınır ötesi operasyonunu gerçekleştirdi. Batık bankacı Erol Aksoy’un, ABD’deki bankasında hisse devrini engelledi. Ele geçirdiği hisselerin de 7 milyon dolara satışını yaptı
RADİKAL – İSTANBUL – TMSF sınırdışı ilk operasyonuyla Erol Aksoy’un New York’taki bankası Park Avenue Bank’ın denetim hakkını elde ederken, batık bankacının mal kaçırma girişimini de engelledi.
Olaylar şöyle gelişti: Aksoy, Park Avenue Bank’taki yüzde 90 hissesini ABD’li gayrimenkul yatırımcısı David Lichtenstein’a devretmek üzere 12 Kasım 2003te anlaşma yaptı. Taraflar New York Bankacılık Dairesi ile de 23 Ocak 2004 tarihinde anlaşma imzaladı. Buna göre, bankanın kontrolü 30 Haziran’da Lichtenstein’a devredilmezse tasfiyeye gidilecekti.
Hisse devri anlaşmasına göre, Lichtenstein bankaya 10 milyon dolar sermaye koyacak, Aksoy’un yüzde 90′lık hissesinin yüzde 51′ini alacaktı. Aksoy’un yüzde 44 hissesi yönetim hakkına sahip olmayan hisseye dönüşecekti. Anlaşmanın yürürlüğe sokulması için de 3 Haziran 2004′te genel kurul yapılacaktı. Ancak Fon’un, Aksoy’a bağlı şirketlerin yönetimi ve denetimini devralmasının ardından ilginç olaylar yaşandı. 1 Haziran’da denetimi TMSF’ye geçen Aksoy’a ait Avrupa Amerika Holding’e kuryeyle gelen paketin açılması ortaya mal kaçırma operasyonunun ipucunu çıkardı. Dokümanlardan hisse devrini içeren genel kurul yapılacağını öğrenen TMSF harekete geçti. TMSF’nin girişimi sonucu 3 Haziran günü ABD saatiyle sabah 09:00′da yapılacak genel kurul önce saat 16:00′ya, sonra ertesi gün 10:00′a ve ardında da saat 16:00′ya ertelendi. Girişimler neticesinde genel kurulun son olarak 7 Haziran 2004′te yapılması kararlaştırıldı.
Bu arada bankayı almak isteyen Lichtenstein’ın anlaşma çabalarına, makul teklif vermemesi ve Aksoy’un lehine hareketi nedeniyle karşılık verilmedi. TMSF avukatları 7 Haziran’da hisse devrini önlemek için ihtiyati tedbir davası açtı. Mahkeme Aksoy’un mal varlığının üçüncü şahıslara devrini yasakladı. Böylelikle devrin yapılacağı genel kurul da iptal edildi.
Park Avenue ile Lichstenstein karara itiraz etti. İtiraz duruşması günü TMSF’ye anlaşma teklif eden banka ve Lichtenstein ile masaya oturuldu. Bankadaki Aksoy ve İktisat Leasing hisselerinin Lichtenstein’a devri karşılığında TMSF’ye 7 milyon dolar ödenmesinde uzlaşıldı. Ayrıca, TMSF bankada denetim yapacak, kayıtlı olmayan malvarlığını da alacaktı. Ancak banka, Aksoy’un telefon talimatıyla anlaşmadan vazgeçti.
Bunun üzerine Lichstenstein ve TMSF, Park Avenue aleyhine dava açtı. Duruşmada Lichtenstein ile TMSF anlaştı. Buna göre, Aksoy ve İktisat Leasing hisseleri en az 7 milyon dolara Lichstentein’a devredilecek. Lichstentein, TMSF’nin görevlendireceği kişilerin inceleme yapmasına izin verecek. İncelemeleri engellerse TMSF’ye 2 milyon dolar ödeyecek.
Posted by Admin | Posted in Türkiye'den Haberler | Posted on 04-01-2009
Son haftalarda bütçe açığı, faiz dışı fazla, borçlanma gereği, kamu kesimi açık ve fazlası üzerinde fazlaca durduğumu biliyorum. Ben de sıkıldım bu hesabı tekrar tekrar yapmaktan, ama yine de bu çok önemli kavramlarla ilgili olarak bu kez de bütçenin ilk beş aylık sonuçlarını ve kamu kesiminin ilk dört aylık sonuçlarını ele alıp değerlendirmeye çalışacağım.
Yılın ilk beş ayında toplam 42.6 katrilyon liralık gelir toplanmış. Bunun 34 katrilyon lirası vergi gelirlerinden kalanı da vergi dışı gelirle ile katma bütçeli idarelerin (üniversiteler, Karayolları, DSİ vd.) öz gelirinden oluşmuş bulunuyor. Buna karşılık toplam yaklaşık 54 katrilyon liralık bütçe gideri yapılmış. Bu durumda; bütçe açığı=bütçe gelirleri-bütçe giderleri=42.555-53.986=-11.431.
54 katrilyon liralık bütçe giderlerinin 27.9 katrilyon lirası faiz dışı giderlerden, 26.1 katrilyon lirası ise faiz giderlerinden oluşuyor. Şimdi buradan hareketle faiz dışı fazlayı hesaplayalım: Faiz dışı fazla=bütçe gelirleri-faiz dışı giderler=42.555-27.897=14.658. Ne var ki IMF bunun 12.9 katrilyon lirasını faiz dışı fazla olarak kabul ediyor.
Şimdi de nakit yönünden bütçe açığını hesaplayalım. Bunu hesaplayabilmek için nakit dışı işlemleri hesaba katmak gerekecek. Eğer tahakkuk etmiş, fakat ödenmemiş bir bütçe gideri varsa bu tutar bütçe emanetine alınmış demektir. Bu tutar henüz nakit çıkışına yol açmadığı için bütçe dengesinden düşülmesi gereklidir. Bütçe emanetleri ilk beş ayda 2.1 katrilyon liraya ulaşmış bulunuyor. Öte yandan henüz bütçeye gider olarak yazılmadığı halde nakden ödenmiş avansları da hesaba katmamız gerekiyor. İlk beş aya ilişkin avans ödemeleri toplamı yaklaşık 2 katrilyon lira. Buna göre nakit dengesi formülünü yazıp hesabı yapalım: Nakit açığı=bütçe açığı-bütçe emanetleri +avanslar =-11.431 -2.096+1.988=-11.539. Demek ki bütçenin nakit açığı, bütçe açığından (11.539-11.431=) 108 trilyon lira daha fazla. Bu tutar zaman içinde daha yukarılara gidebilmektedir. Finanse edilmesi gereken açık nakit açığıdır. Bunun nasıl finanse edildiğine bakalım şimdi de: Finansman=net dış borçlanma+net iç borçlanma+diğer finansman =-14+15.849-4.296=11.539. Bu son denklemden anlaşıldığına göre ilk beş ayda net dış borçlanmamız eksi olmuş. Yani aldığımız dış borçtan fazlasını geri ödemişiz. Aynı şey diğer finansman için de geçerli. Buna karşılık net iç borçlanma, yani ödenen iç borca karşılık alınan iç borç oldukça yüksek olmuş ve nakit açığını karşılamanın yanı sıra net dış borç ile diğer finansmanın eksilerini de kapatmış.
Buraya kadar yalnızca bütçeyi ele alıp değerlendirdim. Oysa kamu kesimi daha önce çeşitli defalar değindiğim gibi bütçenin yanı sıra sosyal güvenlik kuruluşlarını, bütçe dışı fonları, KİT’leri ve Türkiye özelinde İşsizlik Sigortası Fonu’nu da kapsıyor. Bütçe dışındaki kamu kesimiyle ilgili en son bilgiler yılın ilk dört ayına ilişkin veriler. O nedenle hesaplamayı yukarıda bütçe için yaptığımız yılın ilk beş ayından farklı olarak yılın ilk dört ayı için yapmak durumundayız.
Yılın ilk dört ayında faiz dışı fazla şöyle gerçekleşmiş; bütçe 8.1, bütçe dışı fonlar 0.2, KİT’ler 1.0, sosyal güvenlik kuruluşları 0.1, işsizlik sigortası fonu 0.5 katrilyon lira olmak üzere toplam 9.9 katrilyon lira. Demek ki kamu kesimi yılın ilk dört ayında 9.9 katrilyon lira faiz dışı fazla vermiş.
Faiz dışı fazla vermek, Türkiye gibi borçlu bir ülke için önemlidir. Ama asıl olan faiz dışı ve içi giderler de dahil olarak bütçe dengesini tutturabilmektir. Uzun dönemli hedef bu olmalıdır. Faiz dışı fazla hedefini tutturduk diye para harcamanın yollarını araştırmak doğru bir yaklaşım değildir.
Posted by Admin | Posted in Güncel | Posted on 04-01-2009
Çatışma kültürünü bırakın önlemeyi sürekli destekliyoruz, bilerek
ya da bilmeyerek, isteyerek ya da istemeyerek.
1993′teki Sivas katliamı bu topraklardaki ilk din temelli katliam değildi kuşkusuz ama hepimizin umudu bunun son olmasıydı.
Sünni-Alevi çatışması, Sünnilerin Alevileri ve ‘dinsiz’ diye gördükleri kişileri canlı canlı yakarak öldürmesi de bize ders olmadı. Onlarca kişinin öldüğü bu son kanlı olayın ardından hiç değilse bazı dersler çıkarabilmemiz, çatışmayı değil hoşgörüyü öne çıkarmamız gerekirdi ama olmadı, olamadı.
Daha önceki Çorum ve Kahramanmaraş katliamlarında olduğu gibi Sivas’ta da ‘gelenek’ değişmedi; bu olay son 10 yıldır her türlü siyasi çekişmenin tam ortasına getirilip oturtuldu.
Kimileri Sivas’ta canlı canlı yakılan aydın ve sanatçılardan yana tavır alıyormuş gibi yapıp bu hazin olayı kendi siyasi propagandasının bir parçası yapmaktan geri kalmadı.
Türkiye’nin İslamcı kesimi ise aradan geçen bunca yıla rağmen Sivas katliamını deyim yerindeyse bir ‘kaza’, bir ‘istemeden ölüme sebebiyet verme’ gibi göstermeye devam etti; gerçek bir hesaplaşma, gerçek bir özeleştiri yapmadı.
Ne olanı olduğundan küçük, sanki önemsizmiş gibi gösterelim, ne de olduğundan büyük hale getirelim.
Buna 10 yıl önce Sivas’ta olanların adını koyarak başlayalım. Olanın adı açıktır, yapılan katliamdır. Bir otele sığınan insanlar, sırf düşünceleri ve kimlikleri yüzünden diri diri yakılmıştır. Bu, açıkça ‘nefret’ten kaynaklanan bir katliamdır.
Elbette suçu, Sivas’ta o otelin etrafında olan ve alevleri sevinerek izleyen, pek çoğu da yargılanıp mahkûm olan kişiler işlemiştir. Ama
yine de, Türkiye’deki yaygın İslamcı (Sünni diye okuyabiliriz) düşünce sistematiğinin arka plandaki esas suçlu olduğunu akıldan çıkarmamak gerekir. ‘Nefret kültürü’nü besleyen ve yayan bu sistematiktir, unutmamak gerek.
* * *
İslam dünyasının en ‘modern’ ve demokratik ülkesi olmakla yeri geldikçe sık sık övünüyoruz ve özellikle son zamanlarda Irak’taki din temelli çatışmaları ayıplayarak izliyoruz ama yirmi birinci yüzyılın eşiğinde benzer çatışmaları bizim de yaşadığımızı unutuyoruz.
Üstelik anlatmaya çalıştığım gibi çatışmanın tarafları, her çatışmayı ya da kanlı olayı bir sonraki kanlı olayı besleyecek bir malzeme olarak kullanmaktan da çekinmiyor.
Ve şimdi, bugün itibarıyla yeni bir çatışma konumuz daha olmuş bulunuyor. Sivas katliamını gerçekleştirenler, topluma kazandırma yasasından yararlandırıldılar.
Yani onca canın bedeli bir hiç oldu.
‘Eve dönüş yasası’ ya da ‘Topluma Kazandırma Yasası’ sözde toplumsal barışı temin etmek için çıkarıldı. Ama Sivas katliamı mahkûmlarının bu yasadan yararlandırılmasıyla ne gibi bir toplumsal barış hedefinin güdüldüğü belli değil. Bu mahkûmların serbest kalacak olmasının barışa değil çatışmaya hizmet edeceğine benim hiç kuşkum yok.